İlk Nefes: Kızıldeniz'de Aynanın Ötesine Geçmek
Beyninizin 'dur' diye haykırdığı ama ciğerlerinizin 'evet' dediği o an vardır ya... Dahab'da su altında alınan o ilk nefesin, kauçuk tadından maviliğin sessizliğine kadar tüm duyusal deneyimini size anlatıyorum.

![]()
Dostum, hoş geldin. Otur hele. Çay sıcak, şeker de tam burada, Dahab'da sevdiğimiz gibi bolca var. Sen suya bakıyorsun ve dümdüz mavi bir örtü görüyorsun. Ben ise ona bakınca bir tavan görüyorum. Ömrümün yarısını geçirdiğim bir evin tavanı.
Bana yüzümü gülümseten bir soru sordun. Nasıl hissettirdiğini bilmek istiyorsun. Teknik kısımları değil. Eğitim kitaplarındaki "regülatör fonksiyonu" tanımını da değil. Yüzünü suya daldırıp ölmemeye karar verdiğinde aklından ve kalbinden neler geçtiğini merak ediyorsun.
Yalla, anlatayım sana. Binlerce yüzün bu değişimi yaşayışına şahit oldum. Kendi ilk anımı da dün gibi hatırlarım. Bu sadece nefes almak değildir. Bir aynanın içinden geçmektir.
Zihnin Direnci
Sudan önce, sıcaklık vardır. Burada, Güney Sina'da güneş, omzundaki ağır bir el gibidir. Dalış elbisesi vücudunu sıkar. Neopren ve eski tuz kokar. Terlersin. Sırtındaki tüp on iki kilo çeker ve ağırlık kemeri kalçana batar. Kendini hantal hissedersin. Kayaların üzerinde yürümeye çalışan bir ördek gibi.
Beynin akıllıdır. Binlerce yıl boyunca tek bir basit kuralı izleyerek atalarını hayatta tuttu: Suyu içine çekme.
Bu yüzden Lighthouse resifinde göğüs hizasına kadar gelen suyun içinde durduğumuzda ve sana "Tamam habibi, diz çök," dediğimde, kafanın içindeki tüm alarmlar çalmaya başlar.
Regülatörü ağzına alırsın. Ağızlık silikondur. Yabancı bir his verir. Tadı plastiktir; eğer denizde yıkadıysak belki hafif bir deniz esintisi duyarsın. Dişlerini kanatçıklara geçirirsin. Artık tüpteki havayı soluyorsun ama yüzün hâlâ kuru. Hava soğuktur. Kuru bir havadır bu; tüp paslanmasın diye nemden arındırılmış ve sıkıştırılmıştır. Boğazının arkasına bir çöl kemiği kadar kuru ve serin bir şekilde çarpar. Seni anında susatır.
Sonra işareti veririm. Aşağı.
Dalış: Kaos ve Gürültü
Başını suya daldırırsın. Su; alnından, gözlerinden, kulaklarından akıp geçer.
İlk fark ettiğin şey görüntü değildir. Sestir.
Karada dünya arka plan gürültüsüyle doludur. Rüzgar. Arabalar. Kuşlar. Konuşmalar. Su altında ise ilk saniye bir sessizlik şokudur, ardından hemen hayatında çıkardığın en yüksek ses gelir.
FIIIIIUUUUUUUVVVVV.
Bu senin nefes alışının sesidir. Kafatasının içinde bir fırtına kopuyor gibidir. Regülatör, havayı suyun ortam basıncında verir, bu yüzden içeriye bir güçle dolar.
Sonra nefes verirsin.
GURRR-GURRR-GURRR-FOŞŞ.
Baloncuklar kaotiktir. Kulaklarının yanından geçer, yanaklarını gıdıklarlar. Yüzeye doğru yalpalanarak ve titreyerek yükselirler. Bir an için baloncuklar yüzünden önünü göremezsin. Yüzünün açıkta kalan tek yeri olan yanaklarına soğuk suyun baskısını hissedersin.
Kalbin hızlı çarpıyor. Bunu görebiliyorum. Her öğrencinin gözlerinde bunu görüyorum. Maskenin arkasındaki gözler kocaman açılır. Nefesler kısa ve sığdır.
Fıst. Fıst. Fıst.
Sanki havayı çalıyor gibisin, tam bir öğün yemekten korkar gibi. Beynin haykırıyor: "Su altındayız! Nefesini tut!" Ama yapmamalısın. Asla nefesini tutma. Kendini o kuru, soğuk havayı tekrar çekmeye zorlarsın. Mekanizma çalışır. Havayı sana ulaştırır.
![]()
Dönüşüm: Dünyanın Yavaşladığı An
İşte o sihirli an. Genelde otuz saniye sonra gerçekleşir.
Ölmediğini anlarsın.
Panik, yavaşça açılan bir yumruk gibidir. Derin bir nefes alırsın. Ciğerlerini doldurursun. Hava sıkıştırıldığı için, su altında tam bir akciğer dolusu hava, yüzeydekinden daha fazla oksijen molekülü içerir. Zengindir. Seni uyandırır.
Ekipmanla savaşmayı bırakırsın. Kumun üzerine yerleşirsin.
Şimdi, bak.
Kızıldeniz, Atlantik’e benzemez. Bizde karanlık, bulanık su yoktur. Bizde sıvı ışık vardır. Güneş ışınları yüzeyi kılıçlar gibi keser, beyaz kum tabanında dans eder. Biz bunlara "kostik" deriz. İleri geri hareket eden altın bir ışık ağı gibi görünür.
Kitaplar, kırılma nedeniyle her şeyin %33 daha büyük ve %25 daha yakın göründüğünü söyler. Ama senin için bu sadece samimiyet hissettirir. Uzakta görünen mercan bloğu aniden tam oradadır. Turuncu Anthias balıkları kafanın etrafında havai fişekler gibi patlar.
Ağırlığın yok olduğunu hissedersin. O ağır tüp mü? Gitti. Sıkan kemer mi? Gitti. Artık hantal bir ördek değilsin. Başka bir şeysin. Uçuyorsun.
Duyusal Arşiv
Bir şefin bir tarifi çözümlediği gibi, senin için bunu parçalara ayırayım. Bu his, zıtlıkların bir karışımıdır.
| Duygu | Karada | Su Altında |
|---|---|---|
| Yerçekimi | Sürekli aşağı çeken bir kuvvet. Ağır ayaklar. | Sıfır. Havada asılı kalırsın. Bir astronotsun. |
| Ses | Sürekli, yönlü, katmanlı. | Ritmik. Sadece nefesin ve karideslerin çıtırtısı. |
| Hava Kalitesi | Nemli, sıcak, doğal. | Kemik gibi kuru, soğuk, mekanik. |
| Görüş | Geniş çevre görüşü, tutarlı renkler. | Tünel görüşü (maske), derinlikle renkler kaybolur, nesneler büyür. |
| Zihinsel Durum | Çok yönlü odaklanma, dikkati dağılmış. | Tek bir odak. Zen. Sadece şimdi vardır. |
"Thomas"ın İç Sesi
Geçen aydan bir misafirimi hatırlıyorum. Thomas. Almanya'dan gelmiş, iri yarı bir adam. Güçlü, dövmeli, sanki bir deveyi kaldırabilirmiş gibi görünüyordu. Ama suyun içinde? Rüzgarda savrulan bir yaprak gibiydi.
Aşağı inerken yeleğinden tuttum. Gözlerini izledim.
İlk on saniye: Saf dehşet. Göstergesini kontrol ediyor, beni kontrol ediyor, yüzeyi kontrol ediyor. Elciğini o kadar sert sıkıyordu ki boğumları bembeyaz olmuştu. "Bu doğal değil. Ben bir memeliyim. Toprağa aitim," diye düşünüyordu.
Yirminci saniye: Kendini uzun bir nefes vermeye zorladı. Baloncukların yukarı çıkışını izledi. Suyun burnuna girmediğini fark etti. Maske sızdırmıyordu.
Kırkıncı saniye: Bir kayanın yanında asılı duran Aslan Balığına baktı. Aslan Balığı sakindi. Dikenlerini güvenle açmış, mesafesini koruyordu. Thomas umurunda bile değildi. Thomas bunu gördü. Eğer balık sakinse, Thomas neden panik yapıyordu?
Altmışıncı saniye: Elciği tutan parmakları gevşedi. Bacakları kumu tekmelemeyi bıraktı. Öylece kaldı. Boşlukta asılı.
İşte benim beklediğim an budur. "Kara Beyni"nin kapandığı ve "Su Beyni"nin açıldığı an. Zihinsel gevezelik kesilir. Su altındayken e-postaların, kiran veya sevgilin hakkında endişelenemezsin. Okyanus tüm dikkatini talep eder. Bu nihai meditasyondur.
![]()
Makinedeki Hayalet
Her şey mükemmel değildir dostum. Saygı duymalıyız.
Su altında nefes almak... emanet gibidir.
Zamanının çok net farkındasındır. Bir göstergen var. Geriye doğru sayıyor. 200 bar. 150 bar. 100 bar. Hayatını sırtında taşıyorsun. Bu, çok özel bir duygu yaratır: Kıymet bilmek.
Her nefesin bir maliyeti vardır. Bu yüzden onlara değer vermeyi öğrenirsin. Bir köpek gibi nefes nefese kalmazsın. Yavaş nefes alırsın. Derin. Havana karşı bir cimri olursun. Bu seni vücuduna, karada asla hissetmediğin bir şekilde bağlar. Diyaframının genişlediğini hissedersin. Bir nefesi atlarsan karbondioksit birikimini hissedersin. Sen, birlikte çalışan bir makine ve bir ruhsun.
İleri seviye dalgıçlara rehberlik ettiğim Blue Hole'da bu his daha güçlüdür. Derin mavi seni çağırır. Kendini fazla rahat hissetmek kolaydır. Bu yüzden denizin hayaletleri olduğunu söyleriz. Derinlerdeki azot seni sarhoş gibi hissettirebilir; azot narkozu. Biz buna "Martini etkisi" deriz. Mutlu hissedersin. Çok fazla mutlu. İnsan olduğunu unutursun.
İşte bu yüzden ben oradayım. Omzuna dokunup "Habibi, havana bak," demek için.
Yerçekimine Dönüş
Dalış bittiğinde ve yüzeye çıktığımızda, o ağırlık hissi geri gelir.
Yerçekimi seni anında yakalar. Tüp yine ağırlaşır. Su kulaklarından süzülür. Regülatörü ağzından çıkarırsın ve havanın tadı nemli ve yoğundur. Tuz, benzin ve güneş kremi gibi kokar.
Ama gülümsersin.
Herkes gülümser. Bu istemsizdir. Başka bir gezegene seyahat edip geri dönmüşsündür.
Nasıl hissettirdiğini mi sormuştun?
Sanki bir sırrın varmış gibi hissettirir. Kordonda yürüyen, dondurmalarını yiyen, suyun üstüne bakan turistlere bakarsın. Onlar sadece yüzeyi görürler. Ya sen? Sen altında ne olduğunu biliyorsun. Sen o yasak havayı soludun.
Hadi. Çayını bitir. Rüzgar dinmeye başladı. Yarın sana sadece anlatmakla kalmayacağım. Gideceğiz. O baloncukları bizzat kendin duyacaksın.
![]()